“Kimse beni anlamıyor…”

Son zamanlarda en çok kullandığımız ve en çok duyduğumuz o meşhur cümle; “Kimse beni anlamıyor…”. Biraz açacak olursak; sevgilim beni anlamıyor, ailem beni anlamıyor, arkadaşlarım beni anlamıyor, müdürüm beni anlamıyor vs… Listeyi istediğimiz kadar uzatabiliriz çünkü anlaşılma ihtiyacı içindeyiz. İhtiyaç içindeyiz de kendimizi ne kadar anlatabiliyoruz, o da bir muamma.

Kendi adıma konuşacak olursam, çabalıyorum en azından… Aynı şeyleri sabırla tekrar ediyor, kendimi anlatmak ve doğru ifade edebilmek için maksimum özeni gösteriyorum. Karşımdakine ve kendime olan saygım bunu gerektiriyor çünkü. Tüm çabama ve iyi niyetime rağmen, bir adım yol kat edemediğimi, karşımdakinin hala aynı noktada olduğunu gördüğümde yaşadığım hayal kırıklığını anlatabilmem çok zor… Düşünsenize; birine mesai harcıyorsun, tüm konsantrasyonunla kendini ve aklından geçeni ifade etmeye çalışıyorsun, tek beklediğin karşındakinin seni anlaması, az da olsa empati yapabilmesi. “Haklısın” demesini beklemiyorum yanlış anlaşılmasın. Empati kurmak, “seni anlıyorum” demek, kesinlikle “haklısın” demek değil. Bu ayrımı bilecek kadar akıllı olduğumu düşünüyorum 🙂

Neyse, dedim ya tüm çaba aslında karşımdakinin söylediklerimi anlaması için… Buna rağmen, maalesef bu da benim kaderim herhalde, karşıma çıkan çoğu insan söylemek istediklerimi anlamaya ve görmeye yanaşmıyor çoğu zaman. İlk başlarda bu beni deli ediyordu ne yalan söyleyeyim. Çok komplike düşünüp; nereyi eksik ifade ettim de anlayamadı diye kendi kendimi yediğim çok zaman oldu. Sonra bir gün, “bir aydınlanma oldu bende” derler ya? 🙂 İşte o oldu.

“Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır.” şeklinde özetlemiş Mevlana, ben yıllarca boşu boşuna kendimi komplike düşüncelere zerk etmişim. Yıllarca kendime sorduğum “Neyi eksik ifade ettim de beni anlamadı?“ sorusunun tek ve çok basit bir cevabı varmış aslında… Anlamak işine gelmemiş…. Çünkü; anlarsa ya da beni anladığını hissettirirse bir soruna çözüm üretmesi, bir davranışı değiştirmesi, bir karar verip aksiyon alması, işine gelmeyen bazı şeylerle yüzleşmesi… gibi “taşın altına el koyucu” stil bir davranış geliştirmesi gerekecek. Kimse de o “ağır” taşı hayatında istemiyor maalesef. Çoğu insan o kadar zayıf o kadar korkak ki, değil aksiyon almak, hayatındaki bir gerçekle dahi yüzleşmek istemediği için kaçışı anlamamakta buluyor. Bir de inatçı keçiler var tabii. Sırf inat olsun diye anlasa bile anlamamazlıktan geliyor bu tipler. Amaç ne bilmiyorum ama garip bir şekilde karşısındakini deli edip, kışkırtıp, üstüne sıçratıp, sonra “aaa ama sen de çok agresifsin, seninle de hiç konuşulmuyor” diye pişkin pişkin konuşabilenini de çok gördüm. Düşünsenize, ben “Daha iyi nasıl anlatırdım da bu anlaşmazlık ortadan kalkardı” diye tüm iyi niyetimle düşünüp çözüm üretmeye çalışıyorum ama hikayenin sonunda “agresif” damgası yiyorum. Sırf bu “inatçı” arkadaş egosunu tatmin etsin ve beni üzerek onu daha da beslesin diye… Bu durumlarda kaldım mı? Evet, evet, yine evet:) Geri dönüp baktığımda gülüyorum ama… Boşuna zaman harcamışım onlarla. Yaş olmuş 42, artık böyle bir vaktim yok. Karşımda beni anlamaya niyetli kişilere değerli zamanımı harcar, hak edene de sonuna kadar tahsis ederim o zamanı. Hak etmeyene ayıracak bir dakikam yok. Neyse ki tecrübelendikçe hak eden ya da etmeyeni ayırt edebilir oluyor insan. Zaten yaşlanmanın en güzel tarafı bu. Yaşlanma fikrini sevmesem de krizi fırsata çevirmekse amaç, hemen “tecrübe” kısmına odaklanıp kendime fırsatımı yaratırım 🙂 Siz de öyle yapın.

Çok dağıtmayayım konuyu, bazen o kadar farklı konular düşünüyorum ki, dağıldığımı hissediyorum, nasıl toparlayacağım yazıyı diyorum ama bir şekilde sonuca vardım şimdiye dek…Bakalım bu yazıda nasıl bir sona varacağım, inanın ben de merak içindeyim 🙂

Merak ettiğim bir konu da nereye kadar anlamayacağız birbirimizi… Hem kendimizi hem karşımızdakini nereye kadar boşluğun içinde bırakacağız. Birbirine özen gösteren insanlar olup, azıcık gayret göstersek çözülebilecek olan bir konuyu uzatıp, sırf işimize gelmediği için anlamamazlıktan gelip kaç kez kıracağız ya da kırılacağız birileri tarafından?

Hep savunduğum bir şey vardır; gidiş yolu ve sonuç ne olursa olsun, aslolan niyettir hayatta… Yola çıkış amacındır. Her zaman istediğin sonuca ulaşmak mümkün olmasa da o niyetle çalıştıysan sonuca ulaşmak yolunda, başarısız da olsan illaki kendini geliştirecek kazanımların olmuştur. Burada da aynı şeyi savunuyorum… Aslında bütün mesele karşımızdakini anlamak istemek, anlama niyetinde olmak. Tekrarlıyorum, anlamak illa o konuda “sen haklısın” demek değildir karşı tarafa. “Seni anlıyorum, ama haklı bulmuyorum” diyebilmek bile önemlidir. En azından karşındaki insanın seni anlamak için uğraştığını, değer verdiğini, emek harcadığını düşündürür insana.

Anlamak önemlidir arkadaşlar. Emek ister. “Kim haklı” savaşına girmeden, haklılık kanıtı aramadan, güçleri çarpıştırmadan iletişim kurabilmek, karşımızdakini egolarımızdan, inadımızdan vazgeçerek anlamaya çalışmaktır emek isteyen. Mutlu ve huzurlu yürüyen her türlü ilişkinin temeli karşındakini anlamaktan geçer. Emek harcamaktan korkmayın, elinizi ve kalbinizi korkak alıştırmayın. Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti 🙂

Duygu Evrankaya

Epiroc Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika

Bölgesel İletişim Markalaşma ve Pazarlama Müdürü

UYARI

Bu haber bir “Madencilik Türkiye Dergisi” haberidir. Her Hakkı Mayeb Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır. Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.