Kamuoyunda tartışılanın aksine, acele kamulaştırmanın temel amacı, yarın yapılacak kazı için alan açmak değil, birkaç yıl sonra ihtiyaç duyulacak üretimin teknik hazırlıklarını bugünden başlatabilmek olarak değerlendirilmeli.

Türkiye enerji alanında kritik bir dönemeçten geçiyor. Bir yandan sanayileşme, dijitalleşme, veri merkezleri ve elektrikli ulaşım sistemleri nedeniyle elektrik talebi hızla artıyor, diğer yandan enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefi önemini koruyor.  Özellikle de Türkiye’nin çevresinde oluşan jeopolitik sorunlar bu gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Bu tablo içerisinde enerji arz güvenliği ve devamlılığı ekonomik büyümenin, sanayi üretiminin ve toplumsal refahın da temel unsurlarından biri haline geliyor.

Öte yandan, dünya genelinde enerji ve elektriğe olan talep tarihsel olarak görülmemiş bir hızla artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verileri, önümüzdeki yıllarda elektriğe olan talebin enerji tüketimindeki diğer kalemlere göre çok daha hızlı artacağını ortaya koyuyor. Elektrikli araçların yaygınlaşması, yapay zekâ uygulamalarının ihtiyaç duyduğu veri merkezleri, dijitalleşme yatırımları ve artan iklimlendirme ihtiyacı elektrik tüketimini yeni bir seviyeye taşıyor.

Türkiye bu eğilimden bağımsız düşünülemez. Sanayileşme, nüfus artışı ve ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda elektrik talebinin önümüzdeki yıllarda artmaya devam etmesi bekleniyor. Bu tablo karşısında enerji arz güvenliğinin ve devamlılığının korunması ile ithal kaynaklara bağımlılığın azaltılması stratejik önem taşıyor.

Enerji Talebi Büyürken Yerli Kaynakların Önemi Artıyor

Türkiye’nin yıllık enerji ithalatı faturası 70 milyar dolarlık bir büyüklüğe aşarken, yerli kaynaklardan sağlanan her birim enerji, cari açığın azaltılmasına da katkı sunuyor. Bu nedenle günümüz koşullarında yerli linyit rezervleri ekonomik dayanıklılığın ve enerji bağımsızlığının önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yayımladığı “Kritik ve Stratejik Madenler” çalışmalarında kömürün enerji arz güvenliği açısından stratejik kaynaklar arasında değerlendirilmesi de bu yaklaşımın bir sonucu olarak değerlendirilmekte.

Enerji arz güvenliği çoğu zaman yalnızca elektrik üretim kapasitesiyle ilişkilendirilse de gerçekte çok daha geniş bir kavram. Bir santralin kurulu güce sahip olması tek başına yeterli olmuyor. O santralin ihtiyaç duyduğu yakıta kesintisiz erişebilmesi, üretimin sürekliliğini sağlayacak madencilik faaliyetlerinin devam etmesi ve bu faaliyetlerin uzun vadeli planlama çerçevesinde yürütülmesi gerekiyor.

Bu nedenlerden dolayı son dönemde kamuoyunda sıkça tartışılan acele kamulaştırma uygulamalarının bir mülkiyet veya arazi edinim süreci olarak değerlendirilmemesi gerekir. Özellikle termik santrallere yakıt sağlayan açık ocak linyit işletmelerinde acele kamulaştırma, enerji arz güvenliği ve devamlılığı açısından kritik bir planlama ve hazırlık aracı niteliği taşıyor.

Yeniköy Kemerköy Enerji Örneği Üzerinden Acele Kamulaştırmanın Gerekliliği

Muğla’nın Milas ilçesinde faaliyet gösteren Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri, yerli kaynak temelli enerji üretiminin en önemli örnekleri arasında yer alıyor.

Toplam 1.119 MW kurulu güce sahip olan tesisler Türkiye elektrik üretiminde önemli bir paya sahip olmanın yanı sıra, Güney Ege Bölgesi’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’ini karşılıyor. Özellikle yaz aylarında turizm kaynaklı nüfus artışının yaşandığı Muğla, Aydın ve çevresinde oluşan yüksek talep, büyük ölçüde bu santraller tarafından destekleniyor. Bunun yanı sıra tarımsal faaliyetler için ihtiyaç duyulan enerji ihtiyacının büyük kısmı yine bu tesislerden sağlanıyor.

Bu tesislerin bir başka özelliği ise elektriğin yoğun tüketildiği Batı Anadolu’da konumlanmaları. Türkiye’de üretim kapasitesinin önemli bölümü doğu bölgelerinde bulunurken tüketimin ağırlıklı olarak batıda gerçekleşmesi, iletim sistemi üzerinde ilave yük ve enerji kayıpları oluşturuyor. Yeniköy ve Kemerköy gibi tüketim merkezlerine yakın baz yük santralleri ise sistem dengesine doğrudan katkı sağlıyor.

Yerli linyit kaynaklarından yapılan üretim sayesinde yılda yaklaşık 1,4 milyar metreküp doğal gaz ithalatının önüne geçildiği ve yüz milyonlarca dolarlık ekonomik değerin yurtiçinde kaldığı değerlendiriliyor.

Santrallerin bölgeye katsısı üretimle sınırlı değil. Bugün bölgede doğrudan binlerce kişiye istihdam sağlayan santraller ve maden işletmeleri, taşeronlar, yükleniciler, nakliyeciler, bakım-onarım hizmetleri, yerel esnaf ve tedarikçilerle birlikte çok daha geniş bir ekonomik ekosistemi destekliyor. Oluşan ekonomik hareketlilik bölgedeki tarımsal üretime de katkı sağlıyor.

Şirketin santrallerinde üretimi kesintisiz sürdürebilmesi için maden sahası içinde yer alan ve şahısların mülkiyetindeki bazı taşınmazların kamulaştırılması gerekiyor. 10 Ocak 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile şirketin maden sahalarının bulunduğu Milas ilçesindeki 6 mahallede, maden ruhsat sahası içinde kalan belirli 679 parsel için acele kamulaştırma kararı alınmıştı. Ama ilerleyen süreçte Danıştay 6. Dairesi, bu parsellerden 194 adedi için yürütmeyi durdurma kararı aldı. Belirli parseller için verilmiş bu tedbir kararı acele kamulaştırma sürecinin tamamen durması anlamına gelmiyor. Ama hukuki sürecin acele kamulaştırma sürecinin tamamen durmasına gideceği bir noktada bu bölgedeki santrallerin üretimiyle ilgili çok ciddi sıkıntıların yaşanmasına hatta santrallerin durmasına neden olabilir.

Açık Ocak Madenciliğinde Üretim İlk Kepçeyle Başlamaz

Acele kamulaştırma tartışmalarının çoğunda gözden kaçan temel konu, açık ocak madenciliğinin çalışma mantığıdır.

Kamuoyunda çoğu zaman bir alanın kamulaştırılması ile hemen ertesi gün madencilik faaliyetine başlanacağı yönünde bir algı oluşabiliyor. Oysa yüksek derinlikli açık ocak madenciliğinde gerçek durum bundan farklı.

Büyük ölçekli açık ocaklarda üretim başlamadan önce yıllar süren hazırlık süreçleri yürütülüyor. Yaklaşık 250 metre gibi büyük bir derinliğe ulaşması planlanan Akbelen-Karacahisar sahası bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Böyle bir derinlikte üretim yapılabilmesi için kömür rezervinin bulunduğu alanın yanı sıra şev, rampa, nakliye yolu, çalışma platformu ve güvenlik alanı olarak kullanılacak bölgelerin de önceden hazırlanması gerekiyor.

Şev geri çekmeleri, ön dekapaj çalışmaları, nakliye yollarının oluşturulması, su yönetimi sistemleri, altyapı deplasmanları, jeoteknik güvenlik analizleri, pasa depolama alanlarının hazırlanması, arkeolojik çalışmalar ve çevresel yükümlülükler bu sürecin temel parçaları.

Uluslararası madencilik uygulamalarında bu çalışmalar “advance stripping”, “pre-stripping” veya “pushback preparation” olarak tanımlanıyor. Şili’den Avustralya’ya, Almanya’dan Kanada’ya kadar büyük ölçekli açık ocak işletmelerinde üretime girecek alanların yıllar öncesinden hazırlanması standart mühendislik uygulaması olarak kabul ediliyor.

Bu çalışmaların ortak özelliği ise üretim başlamadan çok önce tamamlanmak zorunda olmaları. Çünkü derin açık ocaklarda güvenli çalışma geometrisi oluşturulmadan rezerve ulaşmak teknik olarak mümkün değil. Başka bir ifadeyle acele kamulaştırma, yarın yapılacak kazı için değil; birkaç yıl sonra üretime geçecek bir alanda gerekli araştırmaların yapılması ve alanın bugünden hazırlanabilmesi için ihtiyaç duyulan bir süreç.

Dünya Madenciliğinde Standart Uygulama

Bu yaklaşım yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın önde gelen madencilik ülkelerinde de benzer uygulamalar görülüyor.

Almanya’daki Hambach Linyit Madeni bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. Avrupa’nın en büyük açık ocaklarından biri olarak kabul edilen Hambach’ta, maden ilerleme yönünde bulunan karayolları ve altyapı unsurları, kazı faaliyetleri o noktaya ulaşmadan yıllar önce deplase ediliyor.

Şili, Kanada, Avustralya ve Güney Afrika’daki büyük ölçekli açık ocak işletmelerinde de benzer planlama anlayışı uygulanıyor. Üretime girecek alanların yıllar öncesinden hazırlanması, uluslararası madencilik pratiğinde istisna değil, standart bir mühendislik yaklaşımı olarak kabul ediliyor.

Neden Bugün Başlanması Gerekiyor?

Açık ocak madenciliğinde geciken hazırlık çalışmaları, gelecekteki üretim planını doğrudan etkiliyor. Çünkü şev hazırlıkları, altyapı deplasmanları, zeytin taşıma süreçleri, arkeolojik incelemeler, jeoteknik çalışmalar ve saha erişimi vb. çalışmalar birbirine bağlı aşamalardan oluşuyor ve her aşama bir sonraki aşamanın ön koşulunu oluşturuyor. Bu nedenlerden dolayı madencilik faaliyetlerinin en önemli özelliği zamanın yerine konulamaması olarak karşımıza çıkıyor.

Dolayısıyla hukuki kullanım hakkının elde edilmesi, üretimin başlayacağı anlamına gelmiyor. Aksine çoğu zaman uzun yıllar sürecek hazırlık çalışmalarının başlangıç noktası oluyor.

Bu nedenle kamuoyunda tartışılanın aksine, acele kamulaştırmanın temel amacı, yarın yapılacak kazı için alan açmak değil; birkaç yıl sonra ihtiyaç duyulacak üretimin teknik hazırlıklarını bugünden başlatabilmek olarak değerlendirilmeli.

İki Santralde Üretim Durursa Ne Olur? Soma Örneğinden Çıkarılacak Dersler

Bu soruya birçok kişinin vereceği ilk cevap enerji arzında ciddi sıkıntılar yaşanacağıdır. Elbette enerji arz güvenliği için büyük sorunlar ortaya çıkabilir ama bir de olayın ekonomik boyutu söz konusu olacak. Enerji yatırımlarının etkisi çoğu zaman bölgesel ekonomide ortaya çıkıyor. Bunun ülkemizdeki somut örneklerinden biri Soma’da yaşanıyor.

Soma Termik Santrali’nin faaliyetlerinin sona ermesinin ardından santral çalışanlarıyla birlikte nakliyeciler, bakım-onarım firmaları, taşeron şirketler, yerel esnaf ve hizmet sağlayıcılar da ekonomik olarak etkilendi. Bölgedeki ekonomik hareketliliğin azalması ve istihdam kayıpları, enerji tesislerinin oluşturduğu çarpan etkisini görünür hale getirdi.

Bir termik santralin çevresinde oluşturduğu katmanlı yapı nedeniyle, faaliyetlerinin durması tüm bölgesel ekosistemi doğrudan etkiliyor.

Yeniköy ve Kemerköy örneğinde yaklaşık 3.100 kişilik doğrudan istihdamın yanı sıra, tedarik zinciri ve yan sektörlerle birlikte yaklaşık 100 bin kişilik ekonomik bir ekosistemden söz ediliyor. Bölgesel ekonomiye yıllık katkının yaklaşık 5 milyar TL seviyesinde olduğu değerlendiriliyor. Çalışanların büyük bölümünün bölgede yaşaması, elde edilen gelirin yine bölge ekonomisine dönmesi ve tarımsal faaliyetlerle birlikte sürdürülmesi, bu etkinin boyutunu daha da artırıyor.

Dolayısıyla acele kamulaştırma çoğu zaman hukuki boyutuyla tartışılsa da üretimin geleceğini güvence altına alan bir planlama aracı ve Türkiye’nin artan enerji talebi, yerli kaynakların stratejik önemi, enerji arz güvenliği ve devamlılığı ihtiyacı ve bölgesel kalkınma hedefleri birlikte değerlendirilmeli.

Önemli olan bugünün planlamasıyla yarının enerjisini güvence altına alabilmek.

Doç. Dr. Ömer Ündül – İstanbul Teknik Üniversitesi Madencilik Fakültesi

Not: Bu makalede yer alan teknik değerlendirmeler, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan Yüksek Derinlikli Açık Ocak Madenciliğinde (Akbelen-Karacahisar Açık Ocağı) Kazı Öncesi Saha Hazırlık Süreçlerinin Acele Kamulaştırma Bağlamında Değerlendirilmesi Mühendislik Raporu (Mayıs 2026) bulgularından yararlanılarak hazırlanmıştır.

Haberlere Abone Olun

UYARI

Bu haber/makale bir “Madencilik Türkiye Dergisi” içeriğidir. Her hakkı Mayeb Basın Yayın Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır.

Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır.” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.

Önceki İçerikAvrupa Sismoloji Komisyonu 40. Genel Kurulu İstanbul’da Gerçekleştirilecek