Madencilik Türkiye dergisi için kaleme aldığım bu yazıdan, madencilik sektöründe olan iş sağlığı güvenliği yöneticisi bir arkadaşıma bahsedince bana şunu sordu: “Yazıyı madenciler için mi yazdın, halk için mi?..” Neyse ki yazıya başlarken bu soruyu kendime de sormuş ve “sosyal lisans (social license to operate)” konusunun tek başına bir tarafı olmadığı, yaşayan bir süreç olan sosyal lisansın hem madenci hem de halk için “ortak bir paydada” ele alınması gerektiğini düşünmüştüm. Bana göre tüm taraflar için tek bir gerçek vardı: “Yalnızca doğru bir iş yapış biçimi sosyal lisansı hak eder.”

İşte tam da burada sosyal lisansın zorlu virajları başlıyor: ‘Doğru iş yapış biçimi’ne kim nasıl karar verecek?

Bu soruya tek bir doğru yanıt bulmak da sosyal lisans konusunu enine boyuna incelemek de doğrusu uzun akademik çalışmalar gerektiriyor. Benim bu yazıdaki amacım, okuyucunun neredeyse tamamının maden sektöründen olduğunu düşünerek, sosyal lisans konusunda geliştirilecek farklı yaklaşımlara bir katkı olması amacıyla enerji ve maden sektörlerindeki halkla ilişkiler deneyimimden çıkardığım sonuçları paylaşmak. Bu nedenle de literatür, uluslararası tanımlar gibi bilimsel bir çerçeveden ziyade yaşananlardan alınan dersleri aktarmaya çalıştım. Elbette anlatmaya çalıştığım her şey öncelikle büyük etkileri olan projeler için geçerli olmakla beraber, her ölçekteki yatırımın yaşayabileceği dinamiklere ve tecrübelere de değiniyor.

Halkla Neden İtişiyoruz?

Antropolog bir arkadaşım, insanlara bir şey yaptırabilmek için üç etkili yol olduğunu söylemişti:

  • Zor kullanmak,
  • Para vermek,
  • İnandırmak.

Ne yazık ki pek çok projenin ilk iki yöntemle ilerlemeye çalıştığına, az sayıda şirketin üçüncü yolu seçtiğine, özellikle maden ve enerji yatırımlarında çokça şahit olduk.

Yıllardır gerek enerji gerekse madencilik sektörlerindeki projelerde şunu gördüm ve görmeye devam ediyorum: Yatırımcılar bir projeye başlamak, ilerlemek ve tamamlamak için yasal izinlerin yeterli olduğunu düşünüyor.

Bu bakış açısı, özellikle ciddi çevresel ve sosyal etkileri olan ya da toplumsal refleks açısından hassas bölgelerde yer alan projelerde, ilk kazmanın vurulmasıyla birlikte “halkla itişmeler” sürecinin de fitilini ateşliyor.

Bu itişmenin katılımcıları, şiddeti, süresi ve yarattığı etkinin karşısında yatırımcının aldığı tavır ve yaklaşım biçimi, süreci çözüme ya da çıkmaza götürüyor. Bazen sorunlar çözülemese de yatırım yoluna “sosyal lisans olmaksızın” devam edip tamamlanıyor ancak bunun da taraflar için hiç beklenmeyen farklı etkileri olabiliyor.

Sosyal Lisans Olmadan da Olur mu?

Dünya Bankası 2003 yılında sosyal lisansı şöyle tanımlamış: “Yerel toplumun ve paydaşların rızasının alınması ve bu rızanın korunması.”

Ülkemizdeki bazı yatırımlar, “sosyal lisans olmadan da olabildiğini” gösterse de kimi projeler sosyal lisansı elde edemediği için hayata geçirilemiyor, şirketler yatırım kararından vazgeçiyor ya da ruhsatlar el değiştiriyor.

Böyle durumlarda yatırımcı para, zaman, itibar kaybederken, ülke için üretim kayıpları, toplum içinse istihdam başta olmak üzere çeşitli ekonomik, sosyal ve kültürel kayıplar yaşanıyor.

Yazının girişinde sosyal lisansın “ortak paydada” değerlendirilmesi gerektiğini söylerken bunu anlatmak istemiştim. Maden yatırımlarında kazanç yatırımcı tarafında yoğunlaşsa da çıkarlar ve çok yönlü kazanımlar aslında ortak. Yapılamayan projelerin kazananı olmamakla birlikte, kaybedeni yalnızca yatırımcı değil.

Burada elbette çok kıymetli doğal varlıkların ya da kültürel değerlerin geri döndürülemez biçimde kaybına, ender biyolojik çeşitlilik veya kültür varlığının yok oluşuna neden olabilecek projeleri farklı değerlendirmek gerekir. Bazen ülke olarak “yapmayarak” da kazanabiliriz. Nitekim bazı durumlarda “üstün kamu yararı” ve insan yaşamının sağlıkla sürdürülebilirliğinin tek yolu, yeryüzünün “olduğu gibi” korunmasıdır.

Sosyal lisansı almaya çalışan yatırımcının da, bu gücü elinde tutan toplumun da; stratejileri, yöntemleri, etkileri ve sonuçları ortaklaşa değerlendirerek proje süreçlerinde neyin-nasıl yapılacağına ilişkin kararları birlikte verebilmesi, ideal bir durum.

Bu yüzden sosyal lisansın ilk adımı “paydaş katılımı.” Sektördeki adıyla “halkla ilişkiler”… Zira günün sonunda sosyal lisansı veren de alan da “halk.”

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

UYARI

Bu haber bir “Madencilik Türkiye Dergisi” haberidir. Her Hakkı Mayeb Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır. Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.