Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin önemli tarım yayınlarının editörleri ile beraberdim. Bu cümleyi okuduğunuzda size biraz anlamsız gelebilir. Hatta birçoğunuz “tarım yazarlarının bir enerji santralinin yöneticisiyle ne işi var” diye sormuş olabilirsiniz. Ama Türkiye’de ilk kez bir elektrik üretim santralinde, tarım gazetecileri ile bir araya geldik. Maden sahası açılması için taşınan zeytin ağaçlarının yeni evlerini ziyaret ettiğimiz gazeteciler, tarımda sürdürülebilir bir gelir modelinin filizlendiği bir dönüşüm alanını görme şansını yakaladı.
Uzun yıllar boyunca enerji, madencilik ve tarım birbirine zıt sektörler olarak algılandı. Oysa sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, sektörleri ayırmak değil, aralarındaki sinerjiyi yönetmek üzerine kurulu bir sistem olarak ortaya çıkıyor.
Çatışma Değil İş Birliği Çözüm Getiriyor
Bugün sürdürülebilirlik, yalnızca tek bir sektörün sınırları içinde çözülebilecek bir konu olmaktan çıktı. Gerçek etki, farklı sektörlerin birbirine rakip değil, birbirini tamamlayan yapılar olarak tasarlanmasıyla ortaya çıkıyor. Enerji, tarım, sanayi ya da teknoloji gibi alanlar, doğru planlama ve ortak hedeflerle bir araya geldiğinde hem kaynak verimliliği sağlanıyor hem de yöre halkı için sürdürülebilir gelir modelleri oluşuyor. Bu yaklaşım, çevresel ve ekonomik kazanımların ötesinde, aynı zamanda sosyal kalkınmanın da temeli.
Aynı girdiden yani topraktan beslenen madencilik, enerji, tarım sektörü hiç şüphesiz teknoloji ve bilimle birlikte birbirini besleyen sektörler olabilir. Aslında bunun örneklerini görmeye başladık. Türkiye’nin enerji sektöründe son yıllarda yatırımların artığı bir alan jeotermal enerji kaynakları bunun için güzel bir örnek. Hiç şüphesiz jeotermal denildiğinde madencilik ve enerji sektörü akla gelse de son yıllarda jeotermal ısıtma sistemleri sayesinde seracılık yani tarım sektörü de bu denklemin içinde dahil olmuş durumda. Öyle ki yakın geçmişe kadar seracılığın adının bile geçmediği Afyon, Yozgat, Kütahya gibi şehirlerde jeotermal kaynaklar sayesinde seracılık faaliyetleri yapılıyor, yeni tarımsal üretimle birlikte bu bölgelerde yeni iş imkanları ortaya çıkıyor. Bu da sürdürülebilir kalkınmaya destek olduğu gibi tarımsal üretimi artırıyor, kırsaldan kentlere olan göçü yavaşlatıyor.
Toplulaştırma Büyük Bir İhtiyaç
Türkiye’de tarımsal üretimin kronik sorunlarından biri, küçük ve dağınık arazi yapısı. Ortalama işletme büyüklüğünün 40 dekar olduğu ülkemizde bu durum, modern tarım makinelerinin kullanımını zorlaştırıyor, girdi maliyetlerini yükseltiyor ve üretimden elde edilen geliri sınırlıyor. Ayrıca modern tarım teknolojilerinin kullanımını zorlaştırıyor, üretim maliyetlerini artırıyor ve çiftçinin gelirini düşürüyor. Bu nedenle son dönemde hem kamu politikalarında hem de özel sektör inisiyatiflerinde “tarımsal toplulaştırma” kavramı daha fazla gündeme geliyor.
Ege bölgesinin en önemli tarımsal üretim ürünü olan zeytin tarımı için de bu durum geçerli. Ege’de yapılan zeytin tarımının yarıdan fazlası 50 dekar ve altında. Bu da aslında bir işletmenin sürdürülebilir ekonomik faaliyetleri için yeterli bir büyüklük değil. Özellikle kırsal bölgelerde çiftlik ölçekleri daha da küçülüyor. Tam da bu sebepten bir ‘Toplulaştırma Modeli’ne ihtiyaç duyuluyor ki madencilik faaliyetleri sonrasında kalan alanlar toplulaştırma için büyük bir fırsat.
Sektörler Rakip Değil, Birbirinin Tamamlayıcısı
Doğru planlama ve rehabilitasyonla madencilik sonrası alanlar, tarımsal üretime kazandırılabilir; enerji şirketleri, yerel üreticilerin altyapı ve sulama ihtiyaçlarını destekleyebilir; tarım faaliyetleri, enerji sektörünün sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerini güçlendirebilir. Bu, sektörler arası “denge” değil, aslında bir tamamlayıcılık ilişkisidir.
Dünyada da benzer örnekler var. Örneğin İspanya’da terk edilmiş taş ocakları, zeytin ve badem üretimi için yeniden düzenleniyor. Avustralya’da kömür sahaları, tarımsal üretimle bütünleşmiş “rehabilite edilmiş gıda koridorlarına” dönüştürülüyor. Bu projeler, çevreyle birlikte yerel ekonomiyi de yeniden inşa ediyor.
Maden Rehabilitasyonu Tarımsal Üretimin Yeniden Yapılanması İçin Büyük Bir Fırsat
7554 sayılı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun 19 Temmuz 2025 tarihinde kabul edildi. Maden Kanunu’nun Geçici 45. Maddesinin Uygulanmasına Dair “Usul ve Esaslar” ise 4 Ağustos 2025’te yayımlandı. Yasal düzenlemeler ışığında taşınan her bir zeytin ağacı için yeni bir fidan dikilmesi zorunlu.
Bu hesapla yaklaşık 100 bin ağacın bulunduğu düz ve bütünleşik bir üretim alanı oluşturulması imkânı var ki bu alanlar eski maden sahalarının rehabilitasyonuyla beraber oluşturulabiliyor. Böylece modern tarım tekniklerinin uygulanabildiği, büyük ölçekli alanlar yaratılması, verimliliği yüksek ve sürdürülebilir gelir üreten bir ekonomik model oluşturulması mümkün. En önemlisi ise; bu alanlar bir kooperatif aracılığıyla bölge halkının ortak geliri haline gelebilir.
Tamamlayıcılık Hem Toprağı Hem De Ekonomiyi Yeşertiyor
Zeytin ağaçlarının taşınması yalnızca bir çevre projesi değil, tarımsal üretimin yeniden yapılanması için de büyük bir fırsat anlamına geliyor. Tarım ve enerji insanı kapsayan bir dönüşüm yaratırken bölgesel kalkınma için de önemli bir örnek oluşturabiliyor, kurulacak kooperatifler aracılığıyla bölge halkının ortak geliri haline gelebiliyor. Unutmayalım ki sürdürülebilir kalkınma hedeflerine giden yolda bölgesel ölçekli ekonomik kırılganlıkları azaltmak için hem doğanın hem de insanın kendini yenileyebilme kapasitesini koruyabilmek gerekiyor.
Burak Işık
YK Elektrik Üretim AŞ
Genel Müdür Yardımcısı















