Devlet Tekelinde Bakır Madenciliği

1994 yılına kadar bakır madenciliği devlet tekelinde Eti Maden (1990’larda Etibank) tarafından yürütülmekte idi. İşletilmekte olan maden sayısı bir elin parmaklarından daha az ve nispeten küçük kapasiteli işletmeler olarak faaliyet gösteriyordu. Eti Maden tarafından
işletilen bu madenleri isimlendirecek olursak, Kastamonu’da Küre bakır-pirit, Artvin’de Murgul bakır-pirit madeni ve izabe tesisi ve Elazığ’da Ergani bakır madeni ve izabe
tesisi. 1990’ların başında bu 3 madende üretilen bakır konsantresinin bakır metal miktarı yıllık 50 bin ton civarında seyrediyordu. Üretilen konsantre Samsun Bakır işletmeleri, Ergani ve Murgul izabe tesislerinde işlenip metale dönüştürülüyordu. Üretilen miktar, Türkiye bakır tüketimini rahatlıkla karşılamaktaydı ve bir miktar ihracatta yapılıyordu.Bu izabe tesislerinin kurulmasının nedeni kapasiteleri küçük ve ekonomik olmasa bile madenlerde üretilen bakır
konsantresinin katma değeri ülkede kalacak şekilde izabe edilerek bakır metali üretilmesi olduğu için kapasiteleri de ilgili madende üretilen bakır konsantresinin miktarına eşdeğer olarak planlanmıştı.

Ancak cevher üretiminden metale kadar entegre üretim tesislerinin kapasitelerinin düşüklüğü, maliyetlerin yüksek olması ve o tarihlerde bakır metal fiyatlarının düşük
olması bu tesislerin ekonomik olarak çalıştırılması sürdürülemedi. 1991 yılında doğu bloğunun dağılmasından sonra küreselleşme dalgası birçok sektörde önemli dönüşümler
sağladığı gibi madencilik sektöründe de büyük değişimlere sebep oldu. Bu da artık eskisi gibi korumacı, ithal ikameci ve kritik alanlarda ülkelerin kendine yeten üretim yapması
yerine globalleşen ve rekabetçi ortamlara uyum sağlayan, ölçek ekonomisi şartlarına uyan üretim merkezlerine ihtiyaç doğurdu. Bakır izabe tesislerinin 20-30 bin ton metal
üretim kapasitesi ile rekabet edemeyen ve yüksek birim maliyetlerinin artık karşılanamayacağı görülünce, sonunda olması gereken oldu; izabe tesislerinin sayısı 3 tesisten 1 tesise indirildi. Yani Karadeniz Bakır’ın Samsun’daki izabe tesisi faaliyetini sürdürdü; sürekli zarar eden Ergani ve Karadeniz Bakır İşletmeleri’ne bağlı Murgul izabe tesisleri kapatıldı. Samsun izabe tesisinin kapasitesinin önemli oranda arttırılması planlanarak ekonomik olarak hayatiyetini sürdürmesi sağlanabildi.

Devletin hantal işleyişi ve bu işletmelerin siyasiler tarafından “arpalık” olarak kullanılması, Eti Maden’in bor madenleri hariç (Bor madenleri kanunla devlet tekeline alınmıştı) diğer maden işletmelerinin çoğu zarar ediyordu. Bor madenlerinden kazanılan paralar diğer işletmelerin zararlarını karşılamak için kullanılıyordu. Bir süre sonra bu zararların artık karşılanamaz hale geldiği görüldü. Diğer taraftan ülkedeki ekonomik gelişim ve büyüyen bakır talebi karşısında yine Eti Maden’in öncülüğünde alternatif yatırım yolları aranmaya ve bakır madenciliği canlandırılmaya çalışılıyordu. 1987 yılında Eti Maden’in vizyoner yöneticileri yeni bir iş modeli geliştirerek yabancı sermaye (Inmet Mining Corporation) ve yerli özel sektörün de (GAMA) ortaklığında Çayeli Bakır İşletmeleri adında bir şirket kurdular. Bu şirket, 1910 yılında Ruslar tarafından keşfedilen ancak 1990’lara kadar
herhangi bir yatırım-üretim faaliyeti yapılmayan Çayeli bakır-çinko yer altı maden yatağını gün yüzüne çıkarmak amacıyla kuruldu. Eti Maden’in bu yatırım döneminde benim de 1990 yılı başında ABD’den yüksek lisans (Etibank adına burslu olarak gitmiştim) eğitimimden dönüp Yönetim Kurulu Başkanı Asistanı olarak şahsen görev yaptığım ve Çayeli Bakır’ın başarılı olmasında büyük emek ve çaba sarf eden birkaç kişinin ismini bu vesileyle özellikle zikretmek isterim: Eti Maden’i temsilen benim bulunduğum dönemde Çayeli Bakır’da Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Sayın İhsan Ergen, Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Selahattin Anaç ve GAMA şirketini temsilen Dr. Avni Yazan. Maden sektörünün bu duayenlerinin çaba ve gayretleri sayesinde Çayeli Bakır İşletmeleri başarılı oldu ve ülkenin gurur verici ilk yabancı sermayeli özel metal madencilik şirketi unvanını aldı. Çayeli, 1994 yılından itibaren faaliyete geçti ve tek başına Türkiye’nin yıllık bakır üretim kapasitesini ikiye katlayarak yılda
50 bin tondan fazla bakır eşdeğeri bakır ve çinko üretimini gerçekleştirmeye başladı. Benim de bünyesinde 13 yıl çalışmaktan gurur duyduğum Çayeli Bakır İşletmeleri, 1994 yılından beri yüzlerce mühendis ve yönetici yetiştirerek ülkenin madencilik okulu olmaya devam ediyor.

Yazının Devamı Madencilik Türkiye Dergisi’nin 124.sayısındadır.

Haberlere Abone Olun

UYARI

Bu haber/makale bir “Madencilik Türkiye Dergisi” içeriğidir. Her hakkı Mayeb Basın Yayın Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır.

Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır.” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.

Önceki İçerikTürkiye Varlık Fonu, 2026 Yılında Balıkesir’de Altın Üretimine Başlamayı Planlıyor
Sonraki İçerikÇöpler Madeni Yeniden Faaliyete Geçtiğinde Yığın Liçi Kullanılmayacak, Sülfit Prosesi Uygulanacak