Donald Trump’ın 2025’te yeniden ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte, seçim kampanyasında sıkça vurguladığı korumacı ekonomi politikaları hayata geçirilmeye başlandı. Bunların başında, çelik ve alüminyum ithalatına yönelik %25 oranında ek gümrük vergileri geliyor; bazı ülkeler (Özellikle Kanada gibi büyük tedarikçiler) için bu oran %50’ye kadar çıkıyor. Bu politikalar, Trump’ın ilk döneminde 2018’de Section 232 kapsamında uygulamaya koyduğu tarifelerin bir devamı niteliğinde ve “America First” (Önce Amerika) anlayışını yansıtıyor. Amaç, ABD’nin yerli madencilik ve metal üretim sektörünü güçlendirmek, ithalata bağımlılığı azaltmak ve dış ticaret açığını kapatmak. Ancak bu kararların hem ABD iç
piyasasında hem de küresel madencilik sektöründe geniş kapsamlı etkileri oluyor. Türkiye gibi çelik üretiminde önemli bir aktör olan ülkeler de bu politikadan doğrudan ve dolaylı olarak etkileniyor.
Bu analizde, öncelikle ABD madencilik sektöründeki etkileri detaylı bir şekilde inceleyeceğiz. Ardından, Türkiye özelinde bu vergilerin mevcut durumu nasıl değiştirdiğini, kısa ve uzun vadeli sonuçlarını ve Türk madencilik sektörünün bu yeni ticaret ortamına nasıl uyum sağlayabileceğini ele alacağız. Tarihsel veriler, güncel ekonomik göstergeler ve uzman görüşleri ışığında, bu kapsamlı değerlendirme, konunun tüm yönlerini kapsamayı amaçlıyor.
Ek Gümrük Vergilerinin ABD Madencilik Sektörüne Etkileri
Yerli Üretimin Teşviki ve Kapasite Artışı
Trump’ın 2025’te getirdiği ek gümrük vergileri, ABD madencilik sektöründe ilk etapta bir canlanma yaratmış gibi gözüküyor. Çelik ve alüminyum ithalatının maliyetinin artması,
yerli üreticilere rekabet avantajı sağlıyor. Örneğin, Nucor Corporation ve Steel Dynamics gibi ABD’nin önde gelen çelik üreticileri, bu politikadan faydalanarak üretim kapasitelerini artırmaya yönelik yatırımlarını hızlandırdı. 2018’deki benzer bir vergi uygulaması sonrasında, Nucor’un hisse senetleri %15 değer kazanmış ve şirket, yeni tesisler açarak istihdamı arttırmıştı. 2025’te de benzer bir trend gözleniyor; özellikle Midwest bölgesindeki çelik fabrikaları, artan iç talebi karşılamak için vardiya sayılarını artırıyor.
Ancak ABD’nin yerli üretim kapasitesi, toplam talebi karşılamada hâlâ yetersiz. Amerikan Çelik ve Demir Enstitüsü (AISI) verilerine göre, ABD’nin çelik üretim kapasitesi yıllık yaklaşık 120 milyon ton civarında, fakat iç tüketim 140 milyon tonu aşabiliyor. Bu açık, özellikle özel alaşımlı çelikler ve yüksek kaliteli alüminyum gibi ürünler için ithalata bağımlılığı sürdürüyor. Örneğin, otomotiv sektörü için gerekli bazı çelik türleri, ABD’de yeterli miktarda üretilmiyor ve bu durum, gümrük vergilerinin tam anlamıyla “yerli üretimi koruma” hedefini gerçekleştirmesini zorlaştırıyor. Madencilik sektörü, demir cevheri ve kömür gibi hammadde üretiminde güçlü olsa da işlenmiş metal üretiminde bu sınırlamalar
devam ediyor.
Maliyet Artışları ve Enflasyonist Baskılar
Çelik ve alüminyum, ABD ekonomisinin temel yapı taşlarından birisi olarak ön plana çıkıyor. Otomotiv, inşaat, enerji ve beyaz eşya gibi sektörler, bu metallere büyük ölçüde bağımlı. 2025 gümrük vergileri, ithal çelik ve alüminyumun fiyatını artırarak bu sektörlerde üretim maliyetlerini yükseltiyor. 2018’de “Section 232” tarifeleri uygulandığında, çelik fiyatları %2,4, alüminyum fiyatları ise %1,6 oranında artmıştı. 2025’te ise daha geniş kapsamlı
bir vergi politikası nedeniyle bu artışın %5-7 bandında olabileceği öngörülüyor. Örneğin, bir araba üreticisi için çelik maliyetindeki %5’lik bir artış, araç başına 200-300 dolar ek yük anlamına gelebilir; bu da nihai tüketici fiyatlarına mutlaka yansıyacaktır.
Bu maliyet artışı, ABD’de enflasyonist baskıları tetikliyor. 2024 sonunda %3 civarında seyreden enflasyon oranının, 2025’in ikinci yarısında %4’ün üzerine çıkabileceği tahmin
ediliyor. Federal Rezerv, bu durumu kontrol altına almak için faiz oranlarını artırmayı düşünebilir. Faiz artışları ise madencilik sektöründe sermaye yatırımlarını zorlaştırabilir;
çünkü yeni tesisler açmak veya mevcut kapasiteyi genişletmek için düşük maliyetli kredilere ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla, kısa vadede yerli üretimi teşvik eden bu vergiler,
uzun vadede madencilik sektörünün büyüme hızını frenleyebilir.
Küresel Tedarik Zincirinde Değişim ve Ticaret Savaşları
ABD, çelik ve alüminyum ithalatında Kanada, Brezilya, Meksika ve Avrupa Birliği gibi büyük oyunculara bağımlı. 2025 vergileri, özellikle Kanada gibi komşu ülkeleri hedef alıyor; Kanada’ya uygulanan %50’lik vergi oranı, iki ülke arasındaki ticaret ilişkilerini gerginleştiriyor. Kanada, ABD’nin çelik ithalatının %17’sini, alüminyum ithalatının ise %50’sinden fazlasını sağlıyor. Bu durum, Kanada madencilik sektöründe ciddi bir daralmaya yol açabilir ve alternatif pazar arayışlarını hızlandırabilir.
Aynı şekilde, Avrupa Birliği ve Çin gibi aktörler, ABD’nin bu hamlesine misilleme olarak Amerikan ürünlerine ek vergiler getirebilir. 2018’de AB, ABD üretimi Harley-Davidson
motosikletleri ve bazı alkollü içeceklere %25’lik gümrük vergisi uygulamıştı; 2025’te bu misillemelerin daha geniş kapsamlı olması bekleniyor. Bu ticaret savaşları, küresel madencilik sektöründe arz-talep dengesini bozabilir. Örneğin, Çin’in fazla çelik üretimi, Asya pazarlarına yönelirse, bu bölgelerde fiyatlar düşebilir ve ABD dışındaki madencilik şirketleri için rekabet zorlaşabilir.
Detaylar Madencilik Türkiye Dergisi’nin 126.sayısındadır.















