Ülkemiz maden sektörünü temsil eden 18 sivil toplum kuruluşunun çatı örgütü Maden Platformu, sektörle ilgili son dönemde ortaya atılan iddialara karşın kapsamlı bir açıklama yaptı.

Platform, Türkiye’nin dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 40’ının maden ve enerji ithalatından kaynaklandığını belirterek, “Sadece geçtiğimiz yıl altın ithalatı için 23 milyar dolar, sanayimizin ihtiyacı olan bakır, alüminyum ve demir-çelik gibi işlenmiş metaller için ise 40 milyar dolar olmak üzere toplam 60 milyar doların üzerinde kaynak yurt dışına çıktı.” açıklamasını yaptı. Yerli madenciliğin yetersiz kalması nedeniyle bu devasa miktarın Türkiye ekonomisinden çıktığına dikkat çekildi.

Platform ayrıca maden şirketlerinin devlete ödediği payların sanıldığı kadar düşük olmadığını vurguladı. Bakır üretiminde devlet hakkının yüzde 20’lere, altın madenciliğinde ise yüzde 14-15 seviyesine ulaştığını belirten Platform, “Geçtiğimiz yıl sektör sadece devlet hakkı başlığı altında kamuya 32 milyar TL’den fazla ödeme gerçekleştirdi. Bir maden işletmesinin kazandığı her 100 liranın yaklaşık 30 lirası çeşitli vergi ve paylar yoluyla devlete gitmektedir.” dedi.

Platformun açıklamasının tam metni aşağıdaki şekilde oldu:

“Madencilik sektörü her şeyden önce Türkiye’nin dışarıya olan bağımlılığını azaltmak adına en kritik sorumluluğu üstlenen alanların başında gelmektedir. Ülkemizin dış ticaret açığının yaklaşık %40’ı maden ve enerji ithalatından kaynaklanmaktadır. Bu durumun sanayimiz üzerindeki yükü oldukça ağırdır. Sadece geçtiğimiz yılın verilerine baktığımızda, yatırım ve birikim amacıyla dışarıdan aldığımız altın için 23 milyar doların üzerinde bir kaynak yurt dışına aktarılmıştır. Ancak daha da dikkat çekici olan nokta, sanayimizin çarklarını döndürmek için ihtiyaç duyduğumuz bakır, alüminyum ve demir-çelik gibi işlenmiş metal ara malları için de yaklaşık 40 milyar dolar ödeme yapmış olmamızdır. Yani toplamda 60 milyar doların üzerinde bir kaynağı, kendi topraklarımızdaki madenleri yeterince değerlendiremediğimiz için dışarıya gönderiyoruz. Yerli üretimi desteklemek, bu devasa kaynağın ülkemizde kalması ve sanayicimizin ham maddeye daha kolay ulaşması demektir.

Kamuoyunda maden işletmelerinin devlete çok düşük paylar ödediği yönünde yanlış bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Oysa Türkiye’de madencilik şirketleri, dünyadaki benzerlerine göre oldukça yüksek mali yükümlülükler altındadır. Maden işletmeleri devlet hakkının yanı sıra, yüksek orman izin bedelleri, kurumlar vergisi, belediye payları ve ruhsat harçları gibi pek çok farklı kalemi kamuya ödemektedir. Bugün bakır üretiminde devlete ödenen hak oranı %20’ler seviyesine, alüminyumda ise %15’ler seviyesine kadar çıkabilmektedir. Altın madenciliğinde ise ödenen paylar son dönemde %14 ile %15 civarında seyretmektedir. Geçtiğimiz yıl sektörümüz sadece devlet hakkı başlığı altında kamu hazinesine 32 milyar TL’den fazla ödeme gerçekleştirmiştir. Genel bir hesaplama yapıldığında, bir maden işletmesinin kazandığı her 100 liranın yaklaşık 30 lirası çeşitli vergi ve paylar yoluyla doğrudan devlete gitmektedir.

“Kayıt dışı üretim” ve “gizli sevkiyat” gibi asılsız iddialar ise devletimizin yürüttüğü sıkı denetim sistemini tanımamaktan kaynaklanmaktadır. Türkiye’de madencilik, otuzdan fazla kamu kurumunun sürekli takibi altında yürütülen, dünyadaki en şeffaf üretim süreçlerinden biridir. Madenlerde üretilen her gram altın; devletin yetkilendirdiği rafinerilerde saflaştırılıp kayıt altına alınmakta ve ardından Borsa İstanbul’da işlem görmektedir. Bu süreçte T.C. Merkez Bankası’nın üretilen altını öncelikli olarak satın alma hakkı bulunmaktadır. Teknolojik ve hukuki denetimin bu denli sıkı olduğu bir ortamda herhangi bir kayıtsız işlem yapılması teknik olarak mümkün değildir.

Altın üretiminde kullanılan yöntemler ve çevre konusu üzerinden yürütülen tartışmaların da bilimsel verilerle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bugün dünyadaki altın üretiminde kullanılan standart yöntemler, ülkemizde de en modern teknolojilerle uygulanmaktadır. Çevre kurallarının çok sıkı olduğu İsveç ve Finlandiya gibi Avrupa ülkeleri de üretimlerini aynı metotlarla sürdürmektedir. Ayrıca bilinmelidir ki, Türkiye’de kullanılan siyanürün yaklaşık %95’i tekstil, plastik ve metal kaplama gibi farklı sanayi alanlarında tüketilmektedir. Madencilik sektörü, toplam kullanımın sadece %5’lik kısmını oluşturmaktadır. Sektörü sadece bu konu üzerinden eleştirmek, maalesef Türkiye’yi dışarıdan maden ithal etmeye mahkum etmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır.

Maden Platformu olarak, çevreyle barışık, bilimsel yöntemlere dayalı ve denetlenebilir bir madencilik anlayışını savunuyoruz. Sektörümüzü gerçek dışı bilgilerle karalamak yerine, Türkiye’nin geleceği için veriler üzerinden konuşmanın çok daha yapıcı olacağına inanıyoruz. Amacımız, Türkiye’nin yer altı zenginliklerini en güvenli ve en verimli şekilde ekonomimize kazandırmaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Haberlere Abone Olun

UYARI

Bu haber/makale bir “Madencilik Türkiye Dergisi” içeriğidir. Her hakkı Mayeb Basın Yayın Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır.

Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır.” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.

Önceki İçerikTürkiye Madenciler Derneği, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın Açıklamasına Tepki Gösterdi
Sonraki İçerikİMİB’de Devir Teslim Gerçekleşti, Çekiç Maden Sektör Kurulu Başkanı Oldu
Volkan Okyay
Yazı İşleri Müdürü - Maden Mühendisi / İş Güvenliği Uzmanı / Madencilik Türkiye Dergisi / Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi