Üretim süreçlerinde her geçen yıl artan dışa bağımlılık, ülke ekonomisinin toplam borç yükünü önemli ölçüde arttırmaktadır. Güncel veriler, kamu ve özel sektörün toplam dış borcunun yaklaşık 500 milyar ABD doları seviyesinde olduğunu göstermektedir. Buna ilaveten döviz cinsinden iç borçlar ile kur korumalı borçlar da eklendiğinde, toplam borç stoku yaklaşık 727 milyar ABD dolarına ulaşmaktadır. (Dr. Mahfi Eğilmez https://www.mahfiegilmez.com/2025/05/rezerv-erimesine-kars-tcmb-onlemleri.html )

Borçları Nasıl Ödeyeceğiz?

“Merkez Bankamız matbaasında TL basar gibi Dolar veya Euro basamayacağına göre, yaklaşık 700 milyar doları bulan borcumuz daha çok yatırım, daha çok üretim ve daha çok ihracat yaparak ödenecek. Bir başka ifade ile ülkemizdeki yatırımların sayısı arttırılarak ödenecek.”

Herhangi bir sektördeki büyüme, doğrudan sermaye girişinin artmasıyla ilişkilidir. Sermaye akışı artan sektörler gelişme eğilimi gösterirken, sermaye girişi azalan sektörler ise daralma sürecine girmektedir.

Türkiye’de madencilik sektörüne yönelik uluslararası doğrudan sermaye yatırımları, son yıllarda istikrarlı bir şekilde azalma eğilimine girmiştir. Kurumsal yerli sermaye ise, ülke içindeki yatırım ortamını artan risk ve maliyetler nedeniyle daha az cazip bulmakta ve yurt dışı yatırımlara yönelme eğilimi göstermektedir. Bu durum, madencilik sektörüne giren toplam sermayenin giderek azalmasına yol açmaktadır.

Madenciliğin, kaynak yaratan stratejik bir sektör olduğu gerçeği göz ardı edilerek; izin bedellerinin ve vergilerin artışı, izin süreçlerindeki belirsizliklerin ve idari bariyerlerin artırılması, yatırımcı sayısının azalmasına sebep olmaktadır. Bu nedenle, çıkarılacak her düzenleme ve alınacak her kararın, yatırım ve üretim üzerindeki potansiyel etkileri titizlikle değerlendirilmelidir.

Asıl amaç yatırımcılardan alınacak bedellerin artışı değil, yatırımcı sayısının arttırılması olmalıdır ki vergi, ihracat ve istihdam artışı sağlanabilsin.   Bununla birlikte unutulmamalıdır ki sanayimizin girdilerini kendi kaynaklarımızdan sağlayabildiğimiz oranda dışa bağımlılığımız azalacaktır.

Tablo 1. Dünyada En Çok Doğrudan Yatırım Sermayesi Çeken İlk 10 Ülke (2010-2023) Milyar $

Kaynak: IMF Data

Tablo 1’deki veriler, uluslararası doğrudan sermaye yatırımlarının; öngörülebilirliğin yüksek, şeffaflığın sağlandığı, fırsat eşitliğinin gözetildiği, hukuksal güvencelerin güçlü olduğu, vergi oranlarının rekabetçi düzeyde bulunduğu ve izin süreçlerinin güvence altında olduğu ülkelere yönelme eğiliminde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Uluslararası Doğrudan Yatırım Sermayesinden Aldığımız Pay?

2010–2023 dönemine ilişkin uluslararası doğrudan sermaye yatırımı verilerine göre, 5,3 trilyon ABD doları ile ABD ilk sırada yer almakta; bunu 3,7 trilyon ABD doları ile Hollanda ve 3,6 trilyon ABD doları ile Çin takip etmektedir. Türkiye ise aynı dönemde toplam 176 milyar ABD doları tutarında doğrudan yatırım sermayesi çekebilmiştir. Bu rakam, 14 yıllık dönemin ortalamasında yıllık yaklaşık 12,5 milyar ABD doları düzeyindedir.

Tablodaki ilk beş ülke (ABD, Hollanda, Çin, Lüksemburg, İngiltere), 2010–2023 yılları arasında gerçekleşen toplam 41,1 trilyon ABD doları tutarındaki uluslararası doğrudan yatırım sermayesinin %44’ünü çekmeyi başarmıştır. Buna karşılık, Türkiye’nin aynı dönemdeki payı yalnızca binde 4 seviyesinde kalmıştır.

Özellikle son yıllarda, madencilik sektöründe dış kaynaklı doğrudan yatırım girişlerinin neredeyse durma noktasına geldiği görülmektedir. Bu durum, sektörde yatırım ortamının yeniden değerlendirilmesini ve iyileştirilmesine yönelik politikaların önemini ortaya koymaktadır.

Madencilik Sektörüne İlgi Giderek Azalıyor

Türkiye’de yatırım ortamında son yıllarda yaşanan belirsizlikler, artan maliyetler, vergi ve izin bedellerindeki yükseliş, giderek sıkılaşan yaptırımlar, madencilik faaliyetlerini itibarsızlaştırmaya yönelik algı çalışmaları ve sektörün siyasi tartışmalara konu edilmesi, madenciliğe olan ilgiyi belirgin şekilde azaltmaktadır.

Resmî veriler, sektördeki küçülmeyi net biçimde ortaya koymaktadır. Örneğin, maden işyeri sayısı 2021 yılında 7.212 iken, artması beklenirken 2023 yılında 7.186 seviyesine gerilemiştir. Benzer şekilde, MAPEG tarafından madenciliğe kısıtlı olmayan alanlarda verilen, maden arama ve işletme ruhsatları kapsamında madencilik faaliyetlerini yürütmek, her geçen yıl daha da zorlaşmaktadır.

Madenlerin nimetlerinden sonuna kadar yararlanan kişi ve çevrelerin “madene karşıyız” veya “yöremizde maden çıkarılmasını istemiyoruz” söylemleri her geçen gün giderek artmaktadır. Kanun ve yönetmelikleri uygulamakla sorumlu olan bazı mülki idare amirleri, madencilere yöre insanı maden istemiyor diyebilmektedir. Böylesi bir ortamda ister istemez madenci yöre halkı ile karşı karşıya gelmekte, yörede yaşayan insanlarla çatışma ortamı yaşanmakta, zaman zaman can ve mal güvenliği sorunu yaşanmaktadır. Madencilerin devlet adına, devletin koyduğu kurallar ve devletin ilgili kurum ve kuruluşlardan aldığı izinlerle gerçekleştirdikleri faaliyetler çevre ve doğa katliamı gibi gösterilerek siyasete malzeme yapılmaktadır.

Oysa fabrikalarımızın ve vatandaşlarımızın maden ihtiyacını karşılayabilmek ve madencilikte sürdürülebilirliği sağlayabilmemiz için, her yıl tükettiğimiz kadar yeni maden kaynaklarının keşfedilmesi ve üretime geçirilmesi gerekmektedir.

Madencilik yapabilsin diye madenciye izin veren kurum ve kuruluşların, verdikleri izinlerin arkasında durmalarını beklemek işin doğası gereğidir. Yöremizde madencilik yapılmasını istemiyoruz şeklindeki protestolar, eylemler karşısında sessiz kalmak kurumsal zafiyet algısına yol açmaktadır. Madencilerin kendi başlarına bırakılması sanayinin hammadde ihtiyacının karşılanmasının önünde engel oluşturmakta, yeni projelerin gelişimi engellemektedir. Zira madenler sadece o yörenin değil tüm ülkenin ortak malıdır ve sürdürülebilirlik çerçevesinde aranıp, bulunup, işletilmesi gerekmektedir.

Arama Projelerine Yatırım Teminatı Uygulaması

Madenciliğin en riskli aşamasının arama dönemi olduğu, sektör paydaşlarının ortak kabulüdür. Yeni maden yatakları keşfedilmeden üretim yapılması mümkün olmadığından, maden arama faaliyetlerinin teşvik edilmesi stratejik önem taşımaktadır. Bu nedenle, madencinin aramalara ayırdığı risk sermayesini azaltacak veya caydıracak uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Özellikle metal madenciliğinde, yüzlerce arama ruhsatından 1 tanesinin ekonomik olarak işletilebilir rezervlere dönüştüğü; kalan projelerin ise yatırımcının zarar hanesine yazıldığı bilinmektedir. Buna rağmen, maden arama projelerinde toplam yatırım tutarının %5’i oranında yatırım teminatı alınmasına yönelik politika geliştirilmesi, sınırlı arama risk sermayesinin önemli bir bölümünün izin bedelleri aracılığıyla bütçeye aktarılacak olması sektörün geleceği için çok ciddi bir risk oluşturacaktır ve yeni yatırımların daha da azalmasının yolunu açacaktır.

Bu yaklaşım, mevcut yatırım ortamını daha da zorlaştırarak sektörün geleceği açısından ciddi bir risk yaratacaktır. Maden arama faaliyetlerinde yatırımcıların karşı karşıya kaldığı doğal riskler göz önünde bulundurulduğunda, finansal yüklerin artırılması yerine, teşvik ve destek mekanizmalarının güçlendirilmesi uzun vadeli kaynak güvenliği ve sürdürülebilir üretim için daha uygun bir strateji olacaktır.

Maden Aramaları Kamu Yararına Bir Faaliyettir

12. Kalkınma Planı Madencilik Politikaları Özel İhtisas Komisyonu Raporu ve Orta Vadeli Program’da, ülkemizin mevcut mineral varlığının ortaya çıkarılabilmesi amacıyla, maden aramacılığının “kamu yararına” bir faaliyet olarak mevzuata dahil edilmesi gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Ancak, bugüne kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) tarafından bu yönde somut bir adım atılmamıştır.

Maden arama faaliyetlerinin kanunla “kamu yararına” faaliyet olarak tanımlanması halinde, yatırımcılar MAPEG tarafından düzenlenecek “Kamu Yararı Faaliyet Belgesi” ile ruhsat sahalarında faaliyetlerini daha hızlı ve güvenli biçimde sürdürülebilir. Böyle bir yasal düzenleme hem yatırımcıların hukuki güvenliğini artıracak hem de ülkenin doğal kaynak potansiyelinin ortaya çıkarılması sürecini hızlandıracaktır.

Yaşadığımız bu modern dünyada ve teknoloji çağında, kullandığımız ve sahibi olduğumuz evlerimizden arabalarımıza, bilgisayarımızdan cep telefonumuza, tarım aletlerinden sanayi tesislerimize kadar her türlü araç, gereç ve eşyanın hammaddesi madenlerden elde edilmektedir. Dolayısıyla madenlerin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan modern insanlar olarak soracağımız soru asla ‘’madenciliğe evet mi? hayır mı?’’ sorusu olamaz. Soracağımız soru ancak ve ancak ‘’nasıl bir madencilik yapacağız’’ sorusu olabilir.

Dr. Muhterem Köse: Linkedin

kosemuhterem@gmail.com

Haberlere Abone Olun

UYARI

Bu haber/makale bir “Madencilik Türkiye Dergisi” içeriğidir. Her hakkı Mayeb Basın Yayın Ltd.’ye ait olup izinsiz olarak kopyalanıp yayınlanması suçtur ve yasaktır. Kaynak gösterilmeden kullanılması durumunda yasal işlem başlatılacaktır.

Kaynak gösterilerek kullanılmak istenmesi halinde “Bu haber/makale Madencilik Türkiye Dergisi’nden alınmıştır.” ibaresi ile birlikte haberin linki verilmeli, link de web sitemize yönlendirilmelidir.

Önceki İçerikBAS, İç Anadolu Bölgesinde Parça Hematit Zenginleştirme Tesisi Devreye Aldı
Sonraki İçerikHacettepe Üniversitesi Geleneksel Yerbilimleri Buluşması 17 Ekim’de Gerçekleştirilecek
Volkan Okyay
Yazı İşleri Müdürü - Maden Mühendisi / İş Güvenliği Uzmanı / Madencilik Türkiye Dergisi / Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi